Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Nazım HİKMET Şiirleri


İçindekiler


24 Eylül 1945

 En güzel deniz:
 henüz gidilmemiş olanıdır... 
 En güzel çocuk : henüz büyümedi. 
 En güzel günlerimiz :
 henüz yaşamadıklarımız. 
 Ve sana söylemek istediğim en güzel söz : 
 henüz söylememiş olduğum sözdür...
 Nazım Hikmet - 1946 

Japon Balıkçısı

Balık tuttuk yiyen olur
Elimize değen olur
Bu gemi bir kara tabut,
Lombarından giren olur.

Balık tuttuk yiyen olur,
Birden değil, ağır ağır ,
Etleri çürür, dağılır,
Balık tuttuk, yiyen olur.

Elimize değen olur,
Tuzla, güneşle yıkanan
Bu vefalı, bu çalışkan
Elimize değen olur.
Birden değil, ağır ağır ağır
Etleri çürür, dağılır,
Elimize değen olur...

Badem gözlüm, beni unut
Bu gemi bir kara tabut
Lombarından giren olur
Üstümüzden geçti bulut

Badem gözlüm beni unut
Boynuma sarılma, gülüm,
Benden sana geçer ölüm
Badem gözlüm beni unut

Bu gemi bir kara tabut
Badem gözlüm beni unut
Çürük yumurtadan çürük
Benden yapacağın çocuk
Bu gemi bir kara tabut
Bu deniz bir olu deniz
İnsanlar ey, nerdesiniz ?
Nerdesiniz?

Nazım Hikmet

En Başa Dön


Ayağa Kalkın Efendiler

Behey! kaburgalarında ateş bir yürek yerine
idare lambası yanan adam!
Behey armut satar gibi
san'atı okkayla satan san'atkar!
Ettiğin kar
    kalmayacak yanına!
soksan da kafanı dükkanına,
dükkanını yedi kat yerin dibine soksan;
yine ateşimiz seni
yağlı saçlarından tutuşturarak
bir türbe mumu gibi damla damla eritecek!
Çek elini san'atın yakasından
                           çek!
                            Çekiniz!

Bıyıkları pomadlı ahenginiz
süzüyor gözlerini hala
<> karşı!
Fakat bugün
       ağzımızdaki ateş borularla
çalınıyor yeni san'atın marşı!
Yeter artık Yenicami tıraşı,
                          yeter!
Ayağa kalkın efendiler...

                                         Nazım Hikmet - 1925

En Başa Dön

BayramOğlu
Mahpusanedeyim.
Mahpusanede kalbimin
         kanayan çıplak ayakları
           ne zaman çok uzun bulsa yolunu,
       hatırlarım bilmem neden
         Azeri yoldaşım Bayram Oğlunu:

<>

KALBİMİ BUNALTAN
         BU DÖRT DUVAR MI?
ÖLÜMDEN ÖTEYE KÖY VAR MI???
                                Nazım Hikmet - 1927
En Başa Dön

Bir Hazin Hürriyet

Satarsın gözlerinin dikkatini, ellerinin nurunu, bir lokma bile tatmadan
yoğurursun
          bütün nimetlerin hamurunu.
Büyük hürriyetinle çalışırsın el kapısında, ananı ağlatanı
Karun etmek hürriyetiyle hürsün!

Sen doğar doğmaz dikilirler tepene,
işler ömrün boyunca durup dinlenmeden yalan
                                      değirmenleri,
büyük hürriyetinle parmağın sakağında düşünürsün vicdan
hürriyetiyle hürsün!

Başın ensenden kesik gibi düşük,
kolların iki yanında upuzun,
büyük hürriyetinle dolaşıp durursun,
issiz kalmak hürriyetiyle hürsün!

En yakın insanınmıs gibi verirsin memleketini, günün birinde, mesela,
Amerika'ya ciro ederler onu seni de büyük hürriyetinle beraber,
hava üssü olmak hürriyetiyle hürsün!

Yapışır yakana kopası elleri Valstrit'in, günün birinde, diyelim ki,
Kore'ye gönderilebilirsin, büyük hürriyetinle bir çukura
doldurulabilirsin, meçhul asker olmak hürriyetiyle hürsün!

Bir alet, bir sayı, bir vesile gibi değil insan gibi yaşamalıyız dersin,
büyük hürriyetinle basarlar kelepçeyi,
yakalanmak, hapse girmek, hatta asılmak hürriyetinle
hürsün

Ne demir, ne tahta, ne tül perde var hayatında, hürriyeti seçmene lüzum yok
hürsün.

Bu hürriyet hazin şey yıldızların altında.

Nazım Hikmet, 1951
(BU MEMLEKET BIZIM)
En Başa Dön

Büyük İnsanlık

Büyük insanlık gemide güverte yolcusu 
                      trende üçüncü mevki 
                      sosede yayan 
                      büyük insanlık. 

Büyük insanlık sekizinde ise gider 
                      yirmisinde evlenir 
                      kırkında olur 
                      büyük insanlık. 

Ekmek büyük insanlıktan başka herkese yeter 
                      pirinç de öyle 
                      seker de öyle 
                      kumaş da öyle 
                      kitap da öyle 
           büyük insanlıktan başka herkese yeter 

Büyük insanlığın toprağında gölge yok 
                      sokağında fener 
                      penceresinde cam 
ama umudu var büyük insanlığın 
                      umutsuz yaşanmıyor. 

                       1958 
                       Nazım Hikmet 
                       Yeni Şiirler 6 
En Başa Dön

Davet

Dörtnala gelip Uzak Asya'dan 
Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan 
                      bu memleket bizim. 

Bilekler kan içinde, dişler kenetli, ayaklar çıplak 
ve ipek bir halıya benzeyen toprak. 
                        bu cehennem, bu cennet bizim. 

Kapansın el kapıları, bir daha açılmasın, 
yok edin insanın insana kulluğunu, 
                    bu davet bizim. 

Yaşamak bir ağaç gibi tek ve hür 
ve bir orman gibi kardeşçesine, 
                   bu hasret bizim. 
En Başa Dön

İsimsiz Şiirler

...
seni düşünmek güzel şey
seni düşünmek ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden
en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey
fakat artık ümit yetmiyor bana
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum
seni düşünmek güzel şey
...


         "..Ve sevda
                ve zulüm
                   ve hayat

          Ve  gökyüzü"
              ve sahra
                   ve mavi okyanus

          ve kederli nehir yollarının
          sürülmüş  toprağın ve şehirlerin bahtı
                  bir şafak vakti değişmiş olur,

          bir şafak vakti karanlığın kenarından
                Onlar ki ağır ve nasırlı ellerini toprağa basıp
                  doğruldukları zaman..."


                             NAZIM HIKMET


Onlar ümidin düşmanıdır, sevgilim,
akar suyun,
        meyve çağında ağacın,
        serpilip gelişen hayatin düşmanı.
Çünkü ölüm vurdu damgasını alınlarına:
                 - çürüyen diş, dökülen et-,
            bir daha geri dönmemek üzre yıkılıp gidecekler.
Ve elbette ki, sevgilim, elbet,
dolaşacaktır elini kolunu sallaya sallaya,
dolaşacaktır en şanlı elbisesiyle: işçi tulumuyla
                          bu güzelim memlekette hürriyet....
                                                            Nazım Hikmet-1945

Bursa da havlucu Recebe,
Karabük fabrikasında tesviyeci Hasana düşman,
fakir-köylü Hatçe kadına,
Irgat Süleyman a düşman,
sana düşman, bana düşman,
düşünen insana düşman,
vatan ki bu insanların evidir,
sevgilim, onlar vatana düşman...
                                Nazım Hikmet - 1945
En Başa Dön

İyimserlik

Şiirler yazarım
basılmaz
basacaklar ama

Bir mektup beklerim müjdeli
belki de öldüğüm gün gelir
mutlaka gelir ama

Ne devlet ne para
insanin emrinde dünya
belki yüz yıl sonra
olsun
mutlaka bu böyle olacak ama

                          1957
                          Nazım Hikmet
                          Şiirler 6.
En Başa Dön

Kerem Gibi

  
  
Hava kurşun gibi ağır! 
Bağır 
   bağır 
      bağır 
         bağırıyorum. 

Koşun 
   kurşun 
      erit- 
        -meğe 
           çağırıyorum... 

O diyor ki bana: 
-Sen kendi sesinle kül olursun ey! 
                            Kerem 
                             gibi 
                                yana 
                                   yana... 
  

"Deeeert 
     çok, 
       hemdert 
            yok" 
Yürek- 
   -lerin 
kulak- 
   -ları 
      sağır... 
Hava kurşun gibi ağır... 

Ben diyorum ki ona: 
-Kül olayım Kerem 
             gibi 
                yana 
                   yana. 
Ben yanmasam 
        sen yanmasan 
             biz yanmasak, 
         nasıl 
           çıkar 
             karan- 
                -lıklar 
                   aydın- 
                      -lığa... 

Hava toprak gibi gebe. 
Hava kurşun gibi ağır. 
Bağır 
   bağır 
      bağır 
         bağırıyorum. 

Koşun 
   kurşun 
      erit- 
        -meğe 
           çağırıyorum... 
En Başa Dön 

Masalların Masalı

Su başında durmuşuz, 
çınarla ben. 
Suda suretimiz çıkıyor, 
çınarla benim. 
Suyun şavkı vuruyor bize, 
çınarla bana. 
Su başında durmuşuz, 
çınarla ben, bir de kedi. 
Suda suretimiz çıkıyor, 
çınarla benim, bir de kedinin. 
Suyun şavkı vuruyor bize, 
çınarla bana, bir de kediye. 
Su başında durmuşuz, 
çınar, ben, kedi, bir de güneş. 
Suda suretimiz çıkıyor, 
çınarın, benim, kedinin, bir de güneşin. 
Suyun şavkı vuruyor bize, 
çınara, bana, kediye, bir de güneşe. 
Su başında durmuşuz, 
çınar, ben, kedi, güneş, bir de ömrümüz. 
Suda suretimiz çıkıyor, 
çınarın, benim, kedinin, güneşin, bir de ömrümüzün. 
Suyun şavkı vuruyor bize, 
çınara, bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze . 
Su başında durmuşuz. 
Önce kedi gidecek, 
kaybolacak suda sureti. 
Sonra ben gideceğim, 
kaybolacak suda suretim. 
Sonra çınar gidecek, 
kaybolacak suda sureti. 
Sonra su gidecek 
güneş kalacak; 
sonra o da gidecek... 
Su başında durmuşuz. 
Su serin, 
Çınar ulu, 
Ben şiir yazıyorum. 
Kedi uyukluyor 
Güneş sıcak. 
Çok şükür yaşıyoruz. 
Suyun şavkı vuruyor bize 
Çınara bana, kediye, güneşe, bir de ömrümüze....... 
							Nazım HIKMET 
En Başa Dön

Memleketimden İnsan Manzaraları


 
.......
Vagonlar geliyorlar sallanarak.
 
"-Usta!.."
 
Alaeddin döndü kömürcü İsmail'e
 
"-Ne var İsmail?"
 
"-Usta ne olacak bu harbin sonu?"
 
"-İyi olacak."
 
"-Nasıl yani?"
 
"-Yemekli vagonda rakı içeceğiz."
 
"-Biz mi?"
 
"-Biz."
 
"-Kömürü kim atacak?
         Kim sürecek makineyi?"
 
"-Onu da biz."
 
"-Alayı bırak usta,
  Kim Kazanacak?"
 
"-Biz."
 
İsmail hiçbir şey anlamadıysa da
                    üstelemedi.
Çok siyah ve çok kalın kaşlarıyla oynadı biraz
sonra: "-Ustam" dedi,
       "Bir sualim daha var.
        Şu gördüğün raylar
        dolanır mi bütün dünya yüzünü?"
 
"-Dolanır."
 
"-Demek ki harp olmasa,
  ama yalnız harp değil,
  hudutlarda sorgu sual sorulmasa,
  rayların üzerine saldık mi makineyi
  dünyanın bir ucundan öbür ucuna varır."
"-Deniz dedi mi durur."
"-Gemilere binersin."
"-Tayyare daha iyi."
 
İsmail güldü.
Kırıktı ön dişlerinden biri.
 
"-Ben tayyareye binemem usta,
  anamın vasiyeti var."
 
"-Tayyareye binme, diye mi?"
 
"-Hayır
      karıncayı bile incitme, diye."
 
Alaeddin kocaman elini vurdu
         çıplak uzun ensesine İsmail'in:
 
"-Sen ne hafız oğlusun!
  Zararı yok ulan,
  yine de bineriz tayyareye,
  adam öldürmek için değil
  gökyüzünde püfür püfür
           sefa sürmek için...
  Şimdi sen hele
       ateşi bir süngüle."
 
Vagonlar geliyorlar sallanarak.
........
                   Nazım Hikmet Ran, İnsan Manzaraları'ndan
En Başa Dön

Memleketimi Seviyorum

Memleketimi seviyorum:
Çınarlarında kolan vurdum, hapisanelerinde yattım.
Hiçbir şey gidermez iç sıkıntımı
memleketimin şarkıları ve tütünü gibi.

Memleketim:
Bedreddin, Sinan, Yunus Emre ve Sakarya,
kurşun kubbeler ve fabrika bacaları
benim o kendi kendimden bile gizleyerek
sarkık bıyıkları altından gülen halkımın eseridir.

Memleketim
Memleketim ne kadar geniş:
dolaşmakla bitmez tükenmez gibi geliyor insana.
Edirne, İzmir, Ulukışla, Maraş, Trabzon, Erzurum.
Erzurum yaylasını yalnız türkülerinden tanıyorum
ve güneye
pamuk işleyenlere gitmek için
Toroslardan bir kere olsun geçemedim diye
                              utanıyorum.

Memleketim:
develer, tiren, Ford arabaları ve hasta eşekler,
kavak , söğüt ve kırmızı toprak.

Memleketim.
Cam ormanlarını, en tatlı suları ve dağ başı göllerini seven alabalık
ve onun yarım kiloluğu
pulsuz gümüş derisinde kızıltılarla
Bolu'nun Abant gölünde yüzer.

Memleketim:
Ankara ovasında keçiler:
kumral, ipekli, uzun kürklerin parıldaması.
Yağlı, ağır fındığı Giresun'un
Al yanakları mis gibi kokan Amasya Elması,
zeytin, incir, kavun ve renk renk salkım salkım üzümler
ve sonra kara saban
ve sonra kara sığır:
ve sonra: ileri, güzel, iyi
                 her şeyi
hayran bir çocuk sevinci ile kabule hazır
çalışkan, namuslu, yiğit insanlarım
                   yarı aç, yari tok
                            yarı esir...

                                       NAZIM HIKMET
En Başa Dön

Vera'ya

Gelsene dedi bana 
Kalsana dedi bana 
Gülsene dedi bana 
Ölsene dedi bana 

Geldim 
Kaldım 
Güldüm 
Öldüm 

                         1963 
                         Nazım Hikmet 
                         Son şiirleri 7. 

     Nazım'ın son şiiri.... 
En Başa Dön

Yaşamaya Dair

1 

Yaşamak sakaya gelmez, 
büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın 
                     bir sincap gibi mesela, 
yani, yaşamanın dışında ve ötesinde hiçbir şey beklemeden, 
                     yani, bütün işin gücün yaşamak olacak. 

Yaşamayı ciddiye alacaksın, 
yani, o derecede, öylesine ki, 
mesela, kolların bağlı arkadan, sırtın duvarda, 
yahut, kocaman gözlüklerin, 
                     beyaz gömleğinle bir laboratuvarda 
                               insanlar için ölebileceksin, 
                     hem de yüzünü bile görmediğin insanlar için, 
                     hem de hiç kimse seni buna zorlamamışken, 
                     hem de en güzel, en gerçek şeyin 
                                    yaşamak olduğunu bildiğin halde. 

Yani öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı, 
yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin, 
                 hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil, 
                 ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için, 
                                         yaşamak, yani ağır bastığından. 
  

2 

Diyelim ki, ağır ameliyatlık hastayız, 
yani, beyaz masadan 
             bir daha kalkmamak ihtimali de var. 
Duymamak mümkün değilse de biraz erken gitmenin kederini 
biz yine de güleceğiz anlatılan bektaşi fıkrasına, 
hava yağmurlu mu, diye bakacağız pencereden, 
yahut da yine sabırsızlıkla bekleyeceğiz 
                                en son ajans haberlerini. 

Diyelim ki, dövüşülmeye değer bir şeyler için, 
                         diyelim ki, cephedeyiz. 
Daha orada ilk hücumda, daha o gün 
                         yüzükoyun kapaklanıp ölmek de mümkün. 
Tuhaf bir hınçla bileceğiz bunu, 
                         fakat yine de çıldırasıya merak edeceğiz 
                         belki de yıllarca sürecek olan savaşın sonunu. 

Diyelim ki, hapisteyiz, 
yaşımız da elliye yakın, 
daha on sekiz sene olsun açılmasına demir kapının. 
Yine de dışarıyla beraber yaşayacağız, 
insanları, hayvanları kavgası ve rüzgarıyla 
                              yani, duvarın arkasındaki dışarıyla. 

Yani, nasıl ve nerede olursak olalım 
            hiç ölünmeyecekmiş gibi yaşanacak... 

3 

Bu dünya soğuyacak, 
yıldızların arasında bir yıldız, 
                  hem de en ufacıklarından, 
mavi kadifede bir yıldız zerresi yani, 
                  yani, bu koskocaman dünyamız. 

Bu dünya soğuyacak günün birinde, 
hatta bir buz 
yahut ölü bir bulut gibi de değil, 
boş bir ceviz gibi yuvarlanacak 
                      zifiri karanlıkta uçsuz bucaksız. 

Şimdiden çekilecek acısı bunun, 
duyulacak mahzunluğu şimdiden. 
Böylesine sevilecek bu dünya 
                    "Yaşadım" diyebilmen için... 
En Başa Dön

Yürümek

 yürümek;
            yürümeyenleri
            arkasında boş sokaklar
                     gibi bırakarak,
            havaları boydan boya
                         yarıp ikiye
            karanlığın gözüne
                          bakarak
            yürümek ..
 
            yürümek;
            dost omuzbaşlarını
            omuzlarının yanında
            duyup,
            kelleni orta yere
            yüreğini yumruklarının
                        içine koyup
                           yürümek |..
 
            yürümek;
            yolunda pusuya
                  yattıklarını,
            arkadan çelme attıklarını
                             bilerek
            yürümek |..
 
            yürümek;
            yürekten
            gülerekten
                yürümek ...

                       Nazım HİKMET


En Başa Dön